Nafaka, eşin, çocuğun veya kanunda belirtilen yakınların geçimine katkı sağlamak amacıyla ödenir. Kimin nafaka isteyebileceği, hangi şartların aranacağı ve ödemenin ne kadar süreceği, talep edilen nafakanın türüne göre değişir. Boşanma davası sırasında eş için verilen tedbir nafakasıyla boşanmadan sonra istenen yoksulluk nafakası aynı şartlara bağlı değildir. Çocuk için ödenen nafaka da eşler arasındaki kusur tartışmasından bağımsızdır.
Nafaka miktarı belirlenirken ihtiyaçların yanında ödeme yapacak kişinin gerçek ekonomik gücü araştırılır. Maaş bordrosu, SGK kaydı veya kişinin gelirine ilişkin beyanı, dosyadaki diğer bilgilerle çelişiyorsa araştırma bu belgelerle sınırlı tutulamaz. Düzenli ek kazançlar, kira gelirleri, ticari faaliyet ve malvarlığının sağladığı ekonomik imkânlar da hesaba katılır. Buna karşılık, kanıtlanmamış yüksek gelir varsayımına dayanılarak nafaka belirlenemez.
- Hangi Nafaka Türü Ne Zaman İstenir?
- Boşanma Davası Devam Ederken Nafaka Alınabilir mi?
- Boşanma Davası Açmadan Nafaka İstenebilir mi?
- Boşandıktan Sonra Kim Yoksulluk Nafakası Alabilir?
- Çalışan Eş Nafaka Alabilir mi?
- Nafaka Maaşın Belirli Bir Yüzdesi Olarak mı Hesaplanır?
- Eş Gelirini Düşük Gösteriyorsa Gerçek Kazancı Nasıl Araştırılır?
- Evi veya Kira Geliri Olan Eş Yoksulluk Nafakası Alabilir mi?
- İşsiz Olmak veya İşten Ayrılmak Nafaka Ödemeyi Engeller mi?
- Sosyal ve Ekonomik Durum Tutanağı Geliri Belirlemek İçin Yeterli midir?
- Engelli Olan ve Çalışamayan Kişiye Nafaka Ödetilir mi?
- Yurt Dışından Alınan Çalışamaz Raporu Nafakayı Kaldırır mı?
- Çocuk İçin Ödenecek Nafaka Nasıl Belirlenir?
- Özel Okul ve Sağlık Giderlerinin Tamamı Diğer Ebeveynden İstenebilir mi?
- Okul Ücretini Ödemek Aylık Nafaka Borcunu Sona Erdirir mi?
- Boşanırken Çocuk İçin Nafaka İstenmemişse Sonradan İstenebilir mi?
- Çocuk Tatilde Diğer Ebeveynin Yanında Kalırsa Nafaka Ödenir mi?
- Nafaka Hangi Koşullarda Artırılır?
- Nafaka Artırımında Hangi Belgeler ve Tanık Anlatımları Önem Taşır?
- Nafaka Her Yıl Kendiliğinden Artar mı?
- Yıllık Artış Kararı Varken Ayrıca Nafaka Artırımı İstenebilir mi?
- Geliri Azalan Kişi Nafakanın İndirilmesini İsteyebilir mi?
- Nafaka Alan Eski Eşin İşe Girmesi Nafakayı Sona Erdirir mi?
- Yeniden Evlenme ve Başka Biriyle Yaşama Nafakayı Nasıl Etkiler?
- Anlaşmalı Boşanmada Kabul Edilen Nafaka Sonradan Değiştirilebilir mi?
Hangi Nafaka Türü Ne Zaman İstenir?
Boşanma veya ayrılık davası devam ederken eşin geçimi ve çocuğun bakımı için alınan geçici önlem, tedbir nafakasıdır. Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek eş için boşanmadan sonra ödenmesine karar verilen nafaka, yoksulluk nafakasıdır. Çocuğun bakım ve eğitim giderlerine velayet kendisine bırakılmayan ebeveynin katılması ise iştirak nafakasıyla sağlanır.
Yardım nafakası, boşanmadan farklı bir hukuki sebebe dayanır. Kanunun belirlediği şartlarda anne, baba, çocuk ve diğer altsoy veya üstsoy ile kardeşler arasında istenir. Ergin çocuğun devam eden eğitimi nedeniyle bakım ihtiyacı da çocuğun yaşı, eğitimi ve geçimini sağlama imkânı üzerinden incelenir.
Bu ayrım, talebin kabulü kadar nafakanın sona ermesi bakımından da önemlidir. Eş için yoksulluk nafakası koşullarının oluşmaması, çocuk için nafaka istenmesini engellemez. Boşanma davasında eşin kusurlu bulunması da çocukların bakım giderlerine katılma yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.
Boşanma Davası Devam Ederken Nafaka Alınabilir mi?
TMK m.169 uyarınca hâkim, boşanma veya ayrılık davası açıldığında eşlerin barınması, geçimi ve çocukların bakımı için gerekli geçici önlemleri kendiliğinden alır. Tedbir nafakası bu kapsamda verilir. Evlilik boşanma hükmünün kesinleşmesine kadar devam ettiği için eşlerin evlilikten doğan yardım ve giderlere katılma yükümlülükleri de sürer.
Tedbir nafakasında, yoksulluk nafakası için aranan “boşanmada diğer eşten daha ağır kusurlu olmama” şartı uygulanmaz. Talep edenin gelirleri, giderleri ve ihtiyaçları ile diğer eşin ekonomik imkânları belirlenir. Eşin çalışması, tedbir nafakası talebinin doğrudan reddedilmesini gerektirmez.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.06.2022 tarihli, 2021/2-322 E., 2022/851 K. sayılı kararında, düzenli geliri bulunan eş yararına tedbir nafakası verilip verilemeyeceği incelenmiştir. Uyuşmazlıkta kadının muvazzaf asker, erkeğin avukat olduğu; kadının lojmanda, erkeğin ise ailesiyle yaşadığı belirlenmiştir. Kadının düzenli gelirinin bulunması ve tarafların ekonomik durumlarının denk görülmesi nedeniyle tedbir nafakasının reddedilmesi uygun bulunmamıştır.
Kurul çoğunluğu, boşanma davasının açılmasının evlilik birliğinin giderlerine katılma yükümlülüğünü sona erdirmediğini vurgulamıştır. Ayrı yaşama nedeniyle barınma ve zorunlu geçim giderlerinin devam ettiği, eşlerin gelirlerinin bu giderlere katılma oranını belirlediği kabul edilmiştir. Ayrıca boşanmadaki kusurun tedbir nafakasının takdirinde ölçüt olmadığı açıklanmıştır. Karar, gelir sahibi eşin de evlilik devam ederken diğer eşin ekonomik gücüne uygun katkısını isteyebileceğini ortaya koymaktadır.
Boşanma Davası Açmadan Nafaka İstenebilir mi?
Evlilik sürerken ayrı yaşamak zorunda kalan eş, TMK m.197’deki şartlar oluşmuşsa boşanma davası açmadan parasal katkı talep edebilir. Ortak hayat nedeniyle kişiliğin, ekonomik güvenliğin veya aile huzurunun ciddi biçimde tehlikeye düşmesi, ayrı yaşama hakkını doğuran sebeplerdendir. Diğer eşin haklı bir neden olmadan ortak yaşamdan kaçınması veya ortak hayatın başka bir sebeple imkânsız hâle gelmesi durumunda da kanundaki önlemler istenebilir.
Bu davada boşanma kararı verilmesi talep edilmez. Evlilik devam ederken eşin ve varsa çocukların geçiminin sağlanması amaçlanır. Ayrı yaşamanın sebebi, tarafların ekonomik durumları ve karşılanmayan ihtiyaçlar açıklanmalıdır.
Boşanma davasındaki TMK m.169 tedbiri ile ayrı yaşamaya dayanan TMK m.197 talebinin şartları birbirine karıştırılmamalıdır. Boşanma davasında hâkim gerekli önlemleri kendiliğinden alırken, ayrı yaşamaya dayanan parasal katkı talebinde kanunun aradığı koşulların ortaya konulması gerekir.
Boşandıktan Sonra Kim Yoksulluk Nafakası Alabilir?
TMK m.175 uyarınca boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek eş, boşanmaya neden olan olaylarda diğer eşten daha ağır kusurlu değilse, karşı tarafın mali gücü oranında yoksulluk nafakası isteyebilir. Talep edenin tamamen kusursuz olması gerekmez. Kusursuz, daha az kusurlu veya eşit kusurlu eş, ekonomik şartlar da gerçekleşmişse nafaka alır.
Diğer eşten daha ağır kusurlu olan tarafın yoksulluk nafakası talebi reddedilir. Buna karşılık nafaka ödeyecek kişinin boşanmada kusurlu olması şart değildir. Kusursuz eş de kanundaki diğer şartlar gerçekleştiğinde nafaka ödemekle yükümlü tutulabilir.
Yoksulluk nafakası kadınlara özgü değildir. Boşanma nedeniyle geçimini sağlayamayacak duruma düşen erkek eş de aynı koşullarla talepte bulunabilir. Erkek için hastalık veya engellilik gibi ek bir şart aranmaz.
Yoksulluk değerlendirmesinde kişinin yalnız çalışıp çalışmadığına bakılmaz. Düzenli geliri, malvarlığı, zorunlu giderleri ve kendisini geçindirme imkânları araştırılır. Diğer eşin daha zengin olması, talep edenin yoksulluğa düşmediği bir durumda nafaka hakkı doğurmaz. Yoksulluk nafakası, boşanan eşlerin gelirlerini eşitlemek amacıyla verilmez.
Çalışan Eş Nafaka Alabilir mi?
Çalışan eşin geliri, boşanma sonrasında geçimini sağlamaya yetmiyorsa yoksulluk nafakası koşulları oluşabilir. Kanunda asgari ücret veya başka bir maaş tutarı, bütün dosyalarda uygulanacak kesin bir sınır olarak belirlenmemiştir. Ücretin miktarı kadar işin sürekliliği, başka gelirlerin bulunması ve kişinin zorunlu ihtiyaçları önem taşır.
Düzenli işi ve geçimini karşılayan yeterli geliri bulunan eş bakımından ise boşanma nedeniyle yoksulluğa düşme şartı gerçekleşmez. Bu nedenle “çalışan eş nafaka alamaz” veya “asgari ücretli eş mutlaka nafaka alır” şeklinde bir kural uygulanamaz.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 14.02.2024 tarihli, 2023/4231 E., 2024/850 K. sayılı kararında, dava sırasında işe başlayan eş yönünden tedbir nafakası ile yoksulluk nafakası farklı sonuçlara bağlanmıştır. Sürekli ve düzenli işi bulunan, diğer eşle aynı gelir düzeyine ulaşan kadının boşanma nedeniyle yoksulluğa düşmeyeceği kabul edilerek yoksulluk nafakası talebinin reddi korunmuştur.
Tedbir nafakasının ise işe başlama tarihi esas alınarak kesilmesi doğru bulunmamıştır. Daire, uyuşmazlıkta dava tarihinden itibaren verilen tedbir nafakasının boşanma hükmünün kesinleşmesine kadar sürmesi gerektiğini belirtmiştir. Böylece aynı dosyada, boşanma sonrası yoksulluk nafakası şartları oluşmadığı hâlde evlilik devam ederken verilen tedbir nafakasının sürmesi gerektiği kabul edilmiştir.
Karar, işe giriş bilgisinin iki nafaka türünde aynı sonucu doğurmadığını göstermektedir. Yoksulluk nafakasında geçimi sağlayan düzenli gelir araştırılırken, tedbir nafakasında evlilik sürerken devam eden geçim ve katkı yükümlülükleri esas alınır.
Nafaka Maaşın Belirli Bir Yüzdesi Olarak mı Hesaplanır?
Kanunda nafakanın maaşın yüzde yirmisi, dörtte biri veya üçte biri olarak belirlenmesini öngören genel bir oran yoktur. Nafaka türüne göre ihtiyaçlar ve ödeme gücü tespit edilir. Hâkimin takdir yetkisi de bu verilerle ve hakkaniyetle sınırlıdır.
Yoksulluk nafakasında talep eden eşin geçim ihtiyacı ve diğer eşin mali gücü esas alınır. Çocuk nafakasında çocuğun yaşı, eğitimi, sağlık giderleri ve diğer ihtiyaçları ile anne ve babanın hayat koşulları ve ödeme güçleri dikkate alınır. Çocuğun kendi gelirleri varsa bunlar da hesaba katılır.
Nafaka isteyen kişinin yüksek kira ödemesi, nafakanın kira tutarı kadar belirlenmesini gerektirmez. Örneğin aylık 30.000 TL kira gideri bulunduğu açıklanan bir dosyada, diğer eşin bütün ekonomik gücü aylık 30.000 TL gelirden ibaretse, yalnız kira sözleşmesine dayanılarak gelirin tamamının nafaka olarak verilmesi sonucu çıkarılamaz. Yükümlünün kendi zorunlu geçimi ve diğer yasal bakım yükümlülükleri de hesaba katılmalıdır.
Eş Gelirini Düşük Gösteriyorsa Gerçek Kazancı Nasıl Araştırılır?
SGK’ya bildirilen ücret veya bordroda görünen maaş, gerçek kazancı yansıtmıyorsa mahkemenin araştırması bu rakamla sınırlı kalmaz. Ücretin bir bölümünün elden ödendiği, düzenli ek iş yapıldığı veya kira geliri bulunduğu ileri sürülüyorsa, iddianın hangi gelir kaynağına dayandığı açıklanmalıdır.
Araştırma, uyuşmazlığa göre işverenden ücret ve yan hakların sorulmasını, SGK kazanç kayıtlarının incelenmesini, ilgili banka hesaplarının getirtilmesini ve malvarlığı kayıtlarının araştırılmasını kapsar. Kişinin mesleğine ve kıdemine uygun emsal ücret bilgisi de beyan edilen kazancın değerlendirilmesinde yardımcı delildir. Emsal ücret araştırması, kişinin o miktarı kesin olarak kazandığı anlamına gelmez; fiilî çalışma koşulları ve diğer kayıtlarla bağlantısı kurulmalıdır.
Nafaka talep eden tarafın da gelir ve malvarlığı araştırılır. Yoksulluk nafakasında yalnız borçlunun kazancını belirlemek yeterli değildir. Talep edenin kendisini geçindirecek düzenli gelirinin bulunup bulunmadığı da ortaya konulmalıdır.
Bankaya Giren Her Para Nafaka Hesabında Gelir Sayılır mı?
Banka hesabındaki her para girişi düzenli kazanç değildir. Borç alınan para, kişinin kendi hesapları arasındaki transfer, taşınmaz satış bedeli veya gider iadesi aynı nitelikte değerlendirilemez. İşlemin kaynağı ve ekonomik anlamı belirlenmeden hesap hareketlerinin toplamı aylık gelir kabul edilemez.
Düzenli kira ödemeleri, işverenden gelen ücret dışı ödemeler ve süreklilik gösteren ticari tahsilatlar ise gelir araştırmasını destekler. Ticari faaliyette hesaba giren tutarla kişinin net kazancı da ayrılmalıdır. İşletme giderleri veya başkalarına aktarılacak bedeller, kişinin serbestçe kullanabileceği kazançla aynı değildir.
Banka kayıtlarının ilgili kurumdan mahkeme aracılığıyla getirtilmesi istenebilir. Hangi hesap veya gelir kaynağının araştırıldığı ve kayıtların uyuşmazlıkla bağlantısı açıklanmalıdır. Diğer eşin şifresini izinsiz kullanarak hesabına girmek, hukuka uygun delil toplama yöntemi değildir.
Şirket Ortağı veya Ek İş Yapan Kişinin Kazancı Nasıl Belirlenir?
Şirket ortaklığı bulunan kişinin ekonomik durumu, bordrosundaki ücretle sınırlı olmayabilir. Kâr payı, şirketten aldığı ücret, şahsi giderlerinin şirket tarafından karşılanması ve diğer ekonomik yararlar araştırılır. Şirketin cirosu veya bütün malvarlığı doğrudan ortağın kişisel geliri sayılamaz.
Özel ders, tarım, hayvancılık, internet üzerinden satış veya düzenli ikinci işten elde edilen kazanç da ödeme gücünü etkiler. Gelirin resmî kayıtlarda görünmemesi, kanıtlanabilen kazancın yok sayılmasını gerektirmez. Faaliyetin gerçekten yapıldığı, kişiye gelir sağladığı ve kazancın sürekliliği ortaya konulmalıdır.
Tanığın kişinin nerede, ne iş yaptığını ve aldığı ücreti nasıl bildiğini açıklaması önemlidir. “Çok kazanıyor” şeklindeki kanaat, belirli bir kazancı göstermez. Ödeme görüşmesine katılan, aynı işyerinde çalışan veya düzenli kira ödemesini bilen kişinin somut açıklaması ise gelir araştırmasına dayanak oluşturur.
Yüksek Harcama Yapılması Yüksek Geliri Kanıtlar mı?
Kredi kartı harcamaları, kullanılan araç ve yaşam biçimi, beyan edilen gelirle çelişiyorsa bu çelişkinin açıklanması gerekir. Ancak harcamanın borçla, birikimle veya aile desteğiyle karşılanmış olması mümkündür. Sosyal medyadaki bir tatil fotoğrafından belirli bir aylık gelir hesaplanamaz.
Düzenli harcamaların hangi kaynakla finanse edildiği araştırıldığında gerçek ekonomik güç daha sağlıklı belirlenir. Aynı yaklaşım malvarlığı için de geçerlidir. Kullanılan aracın kişiye ait olup olmadığı, taşınmazdaki pay oranı ve malın gelir sağlayıp sağlamadığı açıklığa kavuşturulmalıdır.
Evi veya Kira Geliri Olan Eş Yoksulluk Nafakası Alabilir mi?
Taşınmaz sahibi olmak, her durumda yoksulluk nafakasını engellemez. Kişinin oturduğu konutla düzenli kira geliri sağlayan birden fazla taşınmaz aynı ekonomik imkânı yaratmaz. Taşınmazın değeri, kullanım biçimi, paylı olup olmadığı ve sağladığı gelir incelenmelidir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 11.03.2025 tarihli, 2024/5757 E., 2025/2614 K. sayılı kararında, nafaka isteyen eşin gelir getiren taşınmazları bulunmasına rağmen kira gelirinin miktarı araştırılmadan yoksulluk nafakası verilmesi doğru bulunmamıştır.
Uyuşmazlıkta kadının sabit bir işi olmadığı, erkeğin ekonomik durumunun daha iyi olduğu gerekçesiyle nafakaya hükmedilmiştir. Ancak kadının kendi adına taşınmazlarının bulunduğu ve bunlardan kira geliri elde ettiği belirlenmiştir. Daire, kira gelirinin miktarının araştırılmasını ve taraflar arasındaki mal rejimi davasının da dikkate alınarak boşanma sonrasında yoksulluğa düşme koşulunun incelenmesini istemiştir.
Kararda, taşınmaz sahibi eşin kesin olarak nafaka alamayacağı kabul edilmemiştir. Nafaka verilmeden önce kişinin mevcut gelirinin açıklığa kavuşturulması gerektiği belirtilmiştir. Diğer eşin daha yüksek ekonomik güce sahip olması, talep edenin kendi kaynaklarıyla geçinip geçinemediğinin araştırılması gereğini ortadan kaldırmamaktadır.
İşsiz Olmak veya İşten Ayrılmak Nafaka Ödemeyi Engeller mi?
İşsiz olduğunu söyleyen kişinin başka gelirleri, malvarlığı ve çalışma gücü araştırılır. Kira geliri elde eden veya ticari faaliyeti süren kişinin bordrolu bir işte çalışmaması, ödeme gücünün bulunmadığını göstermez. Nafaka kararı verildikten sonra işten ayrılmak da mevcut borcu kendiliğinden sona erdirmez.
Gelir kaybının sebebi önemlidir. İşyerinin kapanması, işten çıkarılma veya sağlık nedeniyle çalışamama ile nafaka ödememek amacıyla gelirin görünürde azaltılması farklı olgulardır. Önceki SGK kazançları, işten ayrılış kayıtları ve güncel çalışma durumu, değişikliğin gerçekliğini belirlemeye yardımcı olur.
Geçmişte yüksek ücret alınmış olması, o gelirin süresiz olarak devam ettiği anlamına gelmez. Gerçek ve kalıcı gelir kaybı göz ardı edilemez. Buna karşılık kayıtlı işten çıkıp aynı faaliyeti kayıt dışı sürdüren kişinin ekonomik gücü yalnız işten ayrılış belgesine göre belirlenemez.
Nafaka isteyen eşin kendi isteğiyle işten ayrılması bakımından da ayrılış nedeni araştırılır. Sağlık, çocuk bakımı veya çalışma koşulları nedeniyle zorunlu ayrılış ile nafaka elde etmek amacıyla yeterli gelirin terk edilmesi aynı hukuki değerlendirmeye tabi değildir.
Sosyal ve Ekonomik Durum Tutanağı Geliri Belirlemek İçin Yeterli midir?
Kolluk tarafından hazırlanan sosyal ve ekonomik durum tutanağı, tarafların çalışma ve yaşam koşulları hakkında bilgi sağlar. Ancak tutanakta “işsiz” veya “geliri yok” yazması, dosyadaki aksi yöndeki somut iddiaların araştırılmasını engellemez. Araştırmanın eksik veya güncelliğini kaybetmiş olması hâlinde ilgili kurumlardan bilgi alınmalıdır.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 16.03.2015 tarihli, 2014/17934 E., 2015/4191 K. sayılı kararında, trafik kazası nedeniyle felçli olduğu ve çalışamadığı belirtilen babadan çocuklar için nafaka istenmesi incelenmiştir. Sosyal ve ekonomik durum araştırmasında gelirinin bulunmadığı bildirilmesine rağmen, açtığı tazminat davasının sonucu araştırılmamıştır.
Dosyada SGK’nın daha önce aylık bağlanmadığını bildiren cevabı bulunmakla beraber, yargılama sürecinde aylık bağlandığı yönünde yeni bir iddia ileri sürülmüştür. Daire, SGK’dan güncel bilgi alınmasını ve tazminat davasının sonucunun araştırılmasını gerekli görmüştür. Çalışma gücünün bulunmaması, sosyal güvenlik ödemesi veya başka bir ekonomik kaynağın bulunup bulunmadığı sorusunu cevaplamadığı için eksik incelemeyle verilen ret kararı bozulmuştur.
Bu karar uyarınca, kişinin çalışamaması ile nafaka ödeyecek ekonomik kaynağının bulunmaması ayrı ayrı belirlenmelidir. Araştırma sonunda gelir olmadığı saptanırsa hüküm buna göre kurulur; varlığı ileri sürülen kaynaklar incelenmeden ödeme gücünün bulunmadığı kabul edilemez.
Engelli Olan ve Çalışamayan Kişiye Nafaka Ödetilir mi?
Engelli kişinin çalışma gücü, düzenli gelirleri ve malvarlığının sağladığı imkânlar belirlenir. Engel oranı bulunması, kişinin bütün ekonomik kaynaklardan yoksun olduğunu göstermez. Buna karşılık çalışamayacak durumda olan ve kendisi de yoksulluk içinde bulunan kişinin, diğer eşin yoksulluk nafakasından sorumlu tutulması için gerekli mali güç mevcut değildir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 21.01.2025 tarihli, 2023/5751 E., 2025/555 K. sayılı kararında, yüzde 96 oranında engelli olan, engeli nedeniyle çalışamayan ve başka geliri bulunmayan eşin yoksulluk nafakası ödemekle yükümlü tutulamayacağı kabul edilmiştir.
Uyuşmazlıkta erkeğin adına kayıtlı araç bulunması ve engellilik nedeniyle ödeme alması, nafakaya hükmedilirken dikkate alınmıştır. Daire ise alınan ödemenin 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu’nun ek 7. maddesi kapsamında, münhasıran evde bakım hizmeti için sağlanan kamusal yardım olduğunu belirlemiştir. Bu yardımın nafaka ödemesinde kullanılabilecek olağan gelir olarak kabul edilemeyeceği açıklanmıştır.
Kararın sonucu, bütün engelli kişilerin veya sosyal yardım alanların nafakadan muaf olduğu değildir. Belirleyici olgular, çalışamama, başka gelirin bulunmaması ve alınan yardımın özel bakım amacına ayrılmış olmasıdır. Kira geliri, ücret veya başka ekonomik kaynağı bulunan kişinin ödeme gücü, bu kaynaklar üzerinden belirlenir.
Yurt Dışından Alınan Çalışamaz Raporu Nafakayı Kaldırır mı?
Yabancı ülkede düzenlenen iş göremezlik raporu, kişinin sağlık ve çalışma durumunu açıklayan bir delildir. Raporun geçici mi sürekli mi olduğu, hangi işleri yapmayı engellediği ve çalışma gücünü ne ölçüde etkilediği incelenir. Belgenin sunulması, mevcut nafaka kararını kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
Çalışma gücü kaybına rağmen yabancı ülkeden emeklilik veya sigorta ödemesi alınması, kira gelirinin devam etmesi ya da başka malvarlığı bulunması mümkündür. Alınan sosyal yardımın amacı da belirlenmelidir. Özel bakım giderine ayrılmış bir yardım ile geçim için serbestçe kullanılabilen düzenli ödeme aynı nitelikte değildir.
Nafakanın azaltılması veya kaldırılması isteniyorsa, önceki karar tarihindeki ekonomik durumla güncel durum arasındaki değişiklik ortaya konulmalıdır. Gerçek ve sürekli gelir kaybı belgelenmeli; raporun varlığından hareketle diğer ekonomik kaynakların da sona erdiği varsayılmamalıdır.
Çocuk İçin Ödenecek Nafaka Nasıl Belirlenir?
İştirak nafakası, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine anne ve babanın ekonomik güçleri ölçüsünde katılmasını sağlar. Velayetin anneye verilmesi, çocuğun bütün giderlerinden babanın sorumlu olduğu anlamına gelmez. Velayeti üstlenen annenin geliri, çocuğun bakımına ayırdığı emek ve günlük sorumlulukları da nafaka miktarının belirlenmesinde dikkate alınır. Aynı esaslar, velayetin babaya verildiği durumlarda anne bakımından uygulanır.
Çocuğun beslenmesi, barınması, giyimi, ulaşımı, eğitimi ve sağlık giderleri nafakanın kapsamındadır. Miktar belirlenirken çocuğun yaşı, devam ettiği okul, özel sağlık ihtiyaçları ve anne babanın ekonomik koşulları incelenir. Çocuğun kendisine ait gelirleri varsa bunlar da hesaba katılır. Giderlerin anne ve baba arasında mutlaka yarı yarıya paylaşılması gerekmez; ekonomik güçleri farklıysa katkıları da farklı olur.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 09.10.2013 tarihli, 2013/15545 E., 2013/14262 K. sayılı kararında, iştirak nafakasının artırılması bakımından çocuğun ihtiyaçları ile anne ve babanın gerçek gelirlerinin belirlenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Uyuşmazlıkta nafaka yükümlüsü baba; eğitim giderlerini karşıladığını, konut kredisi ödediğini ve yeni evliliğinden bir çocuğunun bulunduğunu savunmuştur. Velayeti üstlenen annenin ise yargılama sırasında işinden ayrıldığı bildirilmiştir.
Kararda, babanın ücretinin çalıştığı işyerinden araştırılmadan nafaka miktarı belirlenmesi eksik inceleme sayılmıştır. Velayeti üstlenen kişinin bakım emeğinin ve sorumluluklarının hesaba katılması gerektiği belirtilirken nafakaya esas giderlerin makul sınırlar içinde tutulması da aranmıştır. Bu ölçüye göre çocuğun ihtiyaçları somutlaştırılmalı, anne ve babanın katkısı gerçek ödeme güçleriyle orantılı olarak belirlenmelidir.
Özel Okul ve Sağlık Giderlerinin Tamamı Diğer Ebeveynden İstenebilir mi?
Çocuğun özel okula devam etmesi, okul ücretinin tamamının velayeti bulunmayan ebeveyne yüklenmesini zorunlu kılmaz. Çocuğun eğitim düzeni, okul seçiminin koşulları, anne ve babanın bu konudaki anlaşması ve ödeme güçleri incelenir. Boşanma protokolünde okul ücretinin belirli bir kişi tarafından karşılanacağı açıkça kabul edilmiş ve bu düzenleme mahkemece onaylanmışsa üstlenilen yükümlülüğün kapsamı önem taşır.
Okul, servis, yemek ve kurs giderleri açıklanırken aynı harcama birden fazla kalemde gösterilmemelidir. Yıllık eğitim ücretinin aylık karşılığı hesaplanabilir; ancak bu ücretin içinde bulunan yemek veya servis bedelinin ayrıca eklenmesi, ihtiyacı olduğundan yüksek gösterir. Nafaka talebinin dayanağı, çocuğun gerçekten yapılan veya yapılması gereken giderleridir.
Sağlık giderlerinde tedavinin gerekliliği, sürekliliği, sosyal güvenlik veya özel sigorta tarafından karşılanan bölüm belirlenmelidir. Sürekli ilaç kullanımı, rehabilitasyon veya özel bakım ihtiyacı, çocuğun düzenli giderlerini artırır. Bu giderlerin belgelenmesi, hem nafaka miktarının hem de anne babanın katkısının somut verilere dayanmasını sağlar.
Okul Ücretini Ödemek Aylık Nafaka Borcunu Sona Erdirir mi?
Mahkeme kararında aylık nafaka ödenmesi öngörülmüşse borç, kararda belirtilen biçimde yerine getirilmelidir. Okula, servise veya başka bir hizmet sağlayıcısına yapılan ödeme, kendiliğinden aylık nafakanın yerine geçmez. Bu harcamaların nafakaya sayılacağı konusunda anlaşma bulunduğu veya nafakayı almaya yetkili kişinin buna izin verdiği ispatlanmalıdır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.05.2022 tarihli, 2020/3-133 E., 2022/658 K. sayılı kararında, özel okul ve servis giderleri için yapılan ödemelerin iştirak nafakasından düşülebilmesi için bu yöndeki anlaşmanın ispatlanması gerektiği kabul edilmiştir. Uyuşmazlıkta baba, annenin sözlü isteği üzerine eğitim giderlerini nafaka yerine karşıladığını ve ödediği tutarın nafaka borcundan fazla olduğunu ileri sürmüştür. Anne ise ödemelerin nafakadan düşülmesine ilişkin bir anlaşmayı kabul etmemiştir.
Kurul, iştirak nafakasının eğitim dışındaki bakım, barınma ve geçim giderlerini de kapsadığını belirtmiştir. Okul ve servis yetkililerine yapılan ödemelere ilişkin dekontlar ile tanık anlatımları, somut olayda nafaka yerine ödeme konusunda anlaşma bulunduğunu ispata yeterli görülmemiştir. Bu sebeple babanın nafaka borcu bulunmadığının tespitine ilişkin talebinin reddedilmesi gerektiği benimsenmiştir.
Çocuğa kıyafet alınması, tatil giderlerinin karşılanması veya okul taksitinin ödenmesi, aylık nafaka borcundan ayrı tutulmalıdır. Nafaka yerine başka bir ödeme yapılması kararlaştırılıyorsa hangi ayın borcunun, hangi tutarda ve hangi ödeme yoluyla karşılanacağı açıkça belgelenmelidir.
Boşanırken Çocuk İçin Nafaka İstenmemişse Sonradan İstenebilir mi?
Boşanma sırasında çocuk için nafaka talep edilmemesi, anne veya babanın gelecekteki bakım yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Çocuğun ihtiyaçları devam ettiği sürece bakımını üstlenen ebeveyn, diğer ebeveynin ekonomik gücü oranında katkıda bulunmasını isteyebilir.
Protokolde çocuk için nafaka alınmayacağının yazılması da çocuğun gelecekteki ihtiyaçlarını karşılıksız bırakacak biçimde uygulanamaz. Çocuğa ilişkin düzenlemelerde çocuğun yararı esas alınır. Anne ve babanın boşanma sırasındaki anlaşması, ilerleyen yıllarda değişen bakım ve eğitim ihtiyaçlarına göre nafaka belirlenmesini engellemez.
Bu durum, eşin kendi yoksulluk nafakasından vazgeçmesinden farklıdır. Çocuk nafakası, eski eşe ekonomik destek sağlamak amacıyla değil, çocuğun giderlerine katılım amacıyla ödenir. Velayeti üstlenen ebeveynin kişisel geliri bulunması da diğer ebeveynin katkı yükümlülüğünü kaldırmaz.
Çocuk Tatilde Diğer Ebeveynin Yanında Kalırsa Nafaka Ödenir mi?
Çocuğun yaz tatilinde veya kişisel ilişki günlerinde nafaka yükümlüsünün yanında kalması, aylık nafakanın ödenmesini kendiliğinden durdurmaz. Çocuğun sürekli yaşadığı evin barınma giderleri ve eğitim düzenine ilişkin yükümlülükler, kısa süreli ziyaret sırasında da devam eder.
Çocuğun birkaç hafta yanında kalmasını gerekçe göstererek nafakadan gün hesabıyla kesinti yapılması, mahkeme kararındaki ödeme yükümlülüğünü değiştirmez. Çocuğun bakım düzeni kalıcı olarak değişmişse bu yeni durumun nafaka ve gerektiğinde velayet yönünden mahkemeye taşınması gerekir. Geçici ziyaret ile çocuğun sürekli bakımının başka ebeveyne geçmesi aynı hukuki sonucu doğurmaz.
Nafaka Hangi Koşullarda Artırılır?
Nafakanın artırılması için mevcut tutarın hangi nedenle yetersiz kaldığı açıklanmalıdır. Çocuğun büyümesi, yeni bir eğitim kademesine geçmesi, sürekli tedaviye ihtiyaç duyması, zorunlu giderlerin yükselmesi veya paranın alım gücünün azalması artırım talebinin dayanağını oluşturabilir. Yoksulluk nafakasında ise alacaklının geçim ihtiyaçları, tarafların mali durumundaki değişiklikler ve hakkaniyet dikkate alınır.
Türk Medeni Kanunu’nun 176. maddesi, tarafların mali durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirmesi hâlinde dönemsel olarak ödenen nafakanın artırılmasına ya da azaltılmasına imkân tanır. Çocuk nafakasında 331. madde uyarınca değişen koşullara göre miktarın yeniden belirlenmesi istenebilir.
Artırım incelemesinde önceki nafakanın belirlenmesine esas koşullarla yeni davanın açıldığı tarihteki koşullar karşılaştırılır. Önceki kararda zaten hesaba katılmış bir giderin yeniden bildirilmesi, yeni bir artış nedeni oluşturmaz. O giderin önemli ölçüde yükselmesi veya yeni ve zorunlu bir giderin doğması ise talebi destekler.
Nafaka yükümlüsünün gelirindeki artış da önemlidir; ancak maaşın iki katına çıkması nafakanın mutlaka aynı oranda artırılacağı anlamına gelmez. Talep edilen tutarın ihtiyaçlarla ve ödeme gücüyle bağlantısı kurulmalıdır. Artırım davası açmak için kanunda herkese uygulanan bir yıllık bekleme süresi bulunmaz. Önceki kararın hemen ardından dava açılmışsa bu kısa sürede hangi koşulun değiştiğinin gösterilmesi gerekir.
Nafaka Artırımında Hangi Belgeler ve Tanık Anlatımları Önem Taşır?
Artırım talebinde önceki nafaka kararı, güncel gelir belgeleri, kira ve eğitim giderleri, sağlık harcamaları ve ihtiyaçtaki değişimi gösteren kayıtlar önemlidir. Çocuğun giderlerini açıklayan hesap, dayanak belgeleriyle desteklendiğinde hangi kalemin ne ölçüde arttığı anlaşılır. Belgesiz ve toplu bir ihtiyaç tutarı bildirmek, talep edilen artışın nedenini açıklamaz.
Tanıkların tarafların gelir kaynakları, çalışma biçimleri, çocuğun bakım düzeni veya sonradan ortaya çıkan ihtiyaçlar hakkında somut bilgi vermesi gerekir. “Maddi durumu iyidir” şeklindeki genel anlatım, gelirin miktarını ve kaynağını ortaya koymaz.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.03.2022 tarihli, 2020/2-728 E., 2022/237 K. sayılı kararında, iştirak nafakasının artırılması davasında sonucu etkileyebilecek tanıklar dinlenmeden dosya üzerinden karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Davacı, büyüyen çocuğun ihtiyaçlarının arttığını ve babanın kazancına göre nafakanın yetersiz kaldığını ileri sürmüş; davalı ise ekonomik koşulların değişmediğini ve çocuğun giderlerini karşıladığını savunmuştur.
Her iki tarafın ekonomik ve sosyal durumlarına ilişkin tanık bildirdiği uyuşmazlıkta, çocuğun bakım ve eğitim giderlerinin belirlenmesi, tarafların durumlarındaki değişimin araştırılması ve gösterilen tanıkların dinlenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Nafaka davalarının basit yargılama usulüne tabi olması, tarafların açıklama ve ispat hakkını ortadan kaldırmaz. Bu karar uyarınca nafaka miktarı belirlenmeden önce talep ve savunmanın dayandığı ekonomik koşullar aydınlatılmalıdır.
Nafaka Her Yıl Kendiliğinden Artar mı?
Nafaka kararında yıllık artış düzenlemesi yoksa tutar, enflasyon veya asgari ücret artışı nedeniyle kendiliğinden yükselmez. Daha yüksek nafaka isteniyorsa artırım talebinde bulunulmalıdır. Mahkeme kararında gelecek yıllara ilişkin artış belirlenmişse bu düzenleme, her yıl yeniden dava açılmasına gerek kalmadan uygulanır.
Hesaplamada artışın hangi tarihte başlayacağı, hangi endeksin kullanılacağı ve hangi döneme ait oranın esas alınacağı önemlidir. Kararda TÜFE, ÜFE veya belirli bir yüzde yazıyorsa hesap o düzenlemeye göre yapılır. Nafaka alacaklısı daha yüksek olduğu gerekçesiyle başka bir oranı seçemez; borçlu da kararda belirlenen oranı daha düşük bir oranla değiştiremez. Yıllık değişim oranı ile on iki aylık ortalamalara göre değişim oranı farklı olduğundan, hükümdeki hesaplama yöntemi esas alınmalıdır.
Örneğin hükümde her yıl yüzde 20 artış öngörülmüşse ilk artışta 10.000 TL olan nafaka 12.000 TL’ye çıkar. Sonraki yılların artışı, hükümde başka bir hesaplama biçimi bulunmadıkça güncellenmiş tutar üzerinden yapılır. İlk artış tarihi de kararın düzenlemesine göre belirlenir.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 05.06.2024 tarihli, 2023/6583 E., 2024/4269 K. sayılı kararında, yoksulluk nafakasına yıllık ÜFE oranında artış istenmesine rağmen TÜFE artışı uygulanmasına karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. Daire, yerleşik uygulamasına göre talep hâlinde ÜFE üzerinden yıllık artış belirlenmesi gerektiğini kabul etmiş; hükümdeki TÜFE ibaresini ÜFE olarak değiştirerek kararı düzeltilmiş biçimiyle onamıştır.
Kararın kapsamı, talep üzerine hükme bağlanan yıllık artışta kullanılacak endekse ilişkindir. Bütün nafakaların kendiliğinden ÜFE oranında artacağı veya kesinleşmiş bir karardaki farklı artış düzenlemesinin doğrudan değiştirilebileceği anlamına gelmez.
Yıllık Artış Kararı Varken Ayrıca Nafaka Artırımı İstenebilir mi?
Yıllık artış hükmü, sonradan ortaya çıkan ihtiyaçlar nedeniyle nafakanın yeniden belirlenmesini engellemez. Endeks artışı uygulandığı hâlde çocuğun yeni eğitim veya tedavi giderleri mevcut tutarla karşılanamıyorsa ayrıca artırım istenebilir.
Bu davada önce yıllık artış uygulanmış güncel nafaka belirlenmelidir. Talep, yıllar önceki başlangıç tutarı üzerinden kurulursa mevcut yükümlülük olduğundan düşük gösterilmiş olur. Açıklanması gereken husus, artışlı tutarın hangi ihtiyaçları karşılamaya yetmediğidir.
Karardaki yıllık artışın borçlu tarafından uygulanmaması ise farklı bir sorundur. Burada henüz belirlenmemiş yeni bir nafaka değil, mevcut karar gereğince ödenmesi gereken fark söz konusudur. Bu farkın tahsili için nafaka miktarının yeniden belirlenmesi gerekmez.
Geliri Azalan Kişi Nafakanın İndirilmesini İsteyebilir mi?
Nafaka yükümlüsünün gelirinde gerçek ve önemli bir azalma meydana gelmişse nafakanın indirilmesi istenebilir. Sürekli çalışma gücü kaybı, önceki kazancın önemli ölçüde altında kalan emeklilik geliri veya kişinin iradesi dışında gelişen kalıcı iş kaybı bu talebin dayanağını oluşturabilir.
İncelemede yalnız güncel maaşa bakılmaz. Kira gelirleri, ticari kazançlar, mal varlığından elde edilen gelirler ve zorunlu geçim giderleri de araştırılır. Maaşı azalmış olsa da başka kaynaklardan yeterli gelir elde eden kişinin ödeme gücü aynı ölçüde düşmüş olmayabilir.
Nafaka yükümlülüğünden kaçınmak amacıyla işten ayrılmak, geliri düşük göstermek veya mal varlığını görünüşte başkasına devretmek indirim hakkı sağlamaz. Gerçek bir gelir kaybı varsa bunun başlangıcı, nedeni, süresi ve toplam ödeme gücüne etkisi belgelenmelidir.
İndirim davasının açılması, mevcut nafaka kararını kendiliğinden değiştirmez. Borçlunun kendi belirlediği daha düşük tutarı ödemeye başlaması, aradaki fark yönünden borç birikmesine neden olur.
Nafaka Alan Eski Eşin İşe Girmesi Nafakayı Sona Erdirir mi?
Yoksulluk nafakası alan kişinin çalışmaya başlaması hâlinde elde ettiği gelirin yoksulluğu ortadan kaldırıp kaldırmadığı incelenir. İşin sürekli olup olmadığı, net kazanç, zorunlu giderler ve diğer gelir kaynakları belirlenmeden nafakanın kaldırılmasına karar verilemez.
Düzenli gelir kişinin geçimini sağlamaya yeterli hâle gelmişse yoksulluk nafakasının kaldırılması istenebilir. Gelir, ihtiyacı azaltmış fakat yoksulluğu sona erdirmemişse nafakanın indirilmesi talep edilebilir. İşe giriş kaydının yanında fiilen elde edilen kazancın ve ekonomik koşulların gösterilmesi gerekir.
Bu açıklama eski eşin yoksulluk nafakasına ilişkindir. Çocuğun bakımını üstlenen ebeveynin işe girmesi, çocuk için ödenen iştirak nafakasını sona erdirmez. Çocuğun giderlerine katkı yükümlülüğü devam eder; değişen gelirler katkı miktarının yeniden belirlenmesinde dikkate alınır.
Yeniden Evlenme ve Başka Biriyle Yaşama Nafakayı Nasıl Etkiler?
Dönemsel olarak ödenen yoksulluk nafakası, alacaklının yeniden evlenmesi veya taraflardan birinin ölümüyle kendiliğinden sona erer. Alacaklının evlenmeden fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da Türk Medeni Kanunu’nun 176. maddesinde belirtilen haysiyetsiz hayat sürme koşulunun oluşması hâlinde ise mahkeme kararıyla kaldırılır.
Başka biriyle duygusal ilişki kurulması ile fiilen evlilik düzeni içinde yaşanması aynı değildir. Kaldırma talebinde, kanundaki koşulu karşılayan yaşam düzeninin somut ve hukuka uygun delillerle ortaya konulması gerekir. Sosyal medya fotoğraflarından hareketle nafakanın kendiliğinden sona erdiği kabul edilemez.
Nafaka borçlusunun yeniden evlenmesi, eski eşe veya çocuğa karşı yükümlülüğünü kendiliğinden kaldırmaz. Yeni evlilik nedeniyle değişen zorunlu giderler ve bakım sorumlulukları, gelir ve ödeme gücü üzerindeki gerçek etkileri ölçüsünde incelenir. Eski eşin yeniden evlenmesi nedeniyle onun yoksulluk nafakası sona erse de çocuk için ödenen iştirak nafakası bu sebeple sona ermez.
Anlaşmalı Boşanmada Kabul Edilen Nafaka Sonradan Değiştirilebilir mi?
Anlaşmalı boşanma protokolünde kabul edilen nafaka bağlayıcıdır. Kişinin sonradan ödediği tutarı yüksek bulması, kabul ettiği yükümlülükten kurtulmasına yeterli değildir. Protokol yapılırken bilinen gelir ve borçların daha sonra yeni bir gelişme gibi ileri sürülmesi de değişiklik talebini haklı kılmaz.
Protokolden sonra meydana gelen esaslı değişiklikler nafakanın yeniden düzenlenmesini gerektirebilir. Dövizle ödeme taahhüdünde kur değişiminin ödeme yüküne etkisi, tarafların ekonomik durumları ve değişikliğin öngörülebilirliği incelenir. Uyarlama, kabul edilen ödeme yükümlülüğünün kanunda aranan koşullar gerçekleştiğinde yeni şartlara göre düzenlenmesidir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12.02.2025 tarihli, 2023/2-582 E., 2025/24 K. sayılı kararında, anlaşmalı boşanmada kabul edilen aylık 1.500 ABD doları yoksulluk nafakasının yaklaşık on sekiz yıl sonra Türk lirasına uyarlanması uygun bulunmuştur. Nafakanın belirlendiği dönemde döviz üzerinden yüksek ücret alan borçlunun ilerleyen yıllarda ekonomik gücü azalmış; alacaklının gelirinde ve mal varlığında ise artış meydana gelmiştir.
Kurul çoğunluğu, geçen uzun süreyi, ekonomik koşullardaki esaslı değişimi ve ödeme yükünün ulaştığı orantısızlığı dikkate alarak Türk Borçlar Kanunu’nun 138. maddesindeki uyarlama koşullarının oluştuğunu kabul etmiştir. Başlangıçta süresiz ve koşulsuz döviz ödemesi kabul edilmesi, sonradan ortaya çıkan ağır değişiklikler karşısında uyarlamayı bütünüyle engellememiştir. Karar, döviz kurundaki her artışın indirim hakkı doğurduğunu değil, somut uyuşmazlıktaki kapsamlı değişikliklerin uyarlamayı haklı kıldığını ortaya koymaktadır.
Uyarlama talebinde protokol tarihindeki ekonomik koşullar, sonradan meydana gelen değişiklik ve bunun ödeme yüküne etkisi açıklanmalıdır. Nafakanın yeniden düzenlenmesini sağlayan neden, başlangıçtaki anlaşmadan duyulan pişmanlık değil, kanunun aradığı ağırlıkta değişen koşullardır.

Ayşe hanım anlaşılır açık ve net bilgiler Mevlam razı olsun sizden Teşekkürler.